ŞENAY DURU ÖZALTIN - Görgü ve Nezaket Kuralları -
  Medya Yazıları 2
 

Her Şeyin Bir Adabı Var’dır, değil mi?

15.10.2008

Herkesin, başkaları tarafından çiğnenmesini istemediği ‘sınırları’ vardır. Eğer bu sınır aşılırsa, o zaman da duruma göre kızgınlık, öfke, üzüntü ya da kırgınlıklar ortaya çıkar. Peki, bu durumda yabancılarla aramızdaki sınırı nasıl koruyacağız? İşte tam bu durumda “görgü ve nezaket kuralları” devreye girer. Yani büyüklerimizin dediği gibi; şayet birini iyi tanımıyorsanız ‘resmi ve mesafeli’ davranın. Örneğin birini daha yeni tanımaya başladığınızda belki “amma da rahat bir tip” der ve belki de ondan daha rahat davranmaya başlarsınız. Bu, öteki kişinin sınırını çiğnemek anlamına gelmez. Ama bunun tam tersi de mümkündür. Örneğin biri verdiği davete kişilerin resmi kıyafetle katılmasını istiyor ama Siz spor bir kıyafetle kapıda beliriyorsanız, bu sizin diğer kişilerin sınırını çiğnediğinizi gösterir. Tekrarlıyorum, insanlarla iyi geçinmek için “sınırları korumak” kuralının çok geçerli olduğunu ve bu sınıra estetik, görsel, duyusal ve duygusal gibi öğelerin dahil olduğunu belirtmek istiyorum.

 

Artık günümüzde nezaket kuralları, ki buna kibarlık veya zarafet, incelik deniyor, işsiz-güçsüzlerin bir lüksü değil, herkes için bir zorunluluktur. Kültürlerin birbirleriyle çatışmadan birbirlerini zenginleştirebilmeleri için bir bütünleşme yöntemidir bu.

 

Zaten günümüzde abab-ı muaşeret kuralları halen yaşamakla kalmıyor, yeni teknolojik yaşama da adapte ediliyor artık. Telesekretere nasıl mesaj bırakılır, cep telefonu nerede ve nasıl kullanılır, nerede nasıl giyinilir, arkadaşlar arasında bir brunchta mönü ne olmalıdır, nasıl davetiye veya mektup yazılır, iş yemeğinde nasıl davranılır, masa kültürü nedir? gibi. Ancak bu kuralları ezberlemeden, doğal olarak yaşamalıdır kişi. Aksi takdirde, bayramdan bayrama giyilen bir bayram giysisi gibi üzerimize giyip, çıkardığımız takdirde bu davranışlar doğal olmadığından sızıntı yapacak, hatta zaman zaman bizi gülünç duruma da düşürecektir. Yani “nazik ve görgülü” yaşamayı bir yaşam biçimi olarak kişi görmüyorsa, hayatında da her türlü kayba razı olmalıdır.

 

Bu kurallara uyma zorunluluğu olmadığı için, bunlara aykırı davranmak hukuken suç da sayılmaz. Ancak toplum, genel görgü kurallarına uymayanı cahil, bencil, görgüsüz, kaba, saygısız gibi sıfatlarla tanımlar. Gerçek terbiye ve  nezaket insana her durumda nasıl davranacağını, ne söyleyip, ne yapacağını, nelerden kaçınacağını gösterir.

 

Şunu da asla unutmayalım: Nezaket ve terbiyenin temelinde her zaman başkalarına iyilik edebilmek düşüncesi gizlidir….

 

Bu nedenlerledir ki “Her Şeyin Bir Adabı Var” dır…

Sevgilerimle

www.tanerozdes.com

Not : "Her şeyin bir Adabı var" kitabının yazarı Şenay Duru Özaltın'a bu güzel yazısı için teşekkür ederim..

Rakı Kültürü

Herkes Bunu Konuşuyor’da müthiş bir ekip vardı. Çağla Kubat’ı görüntü unsuru, Şenay Duru Özaltın’ı kitap yazarı diye ayırdık. Diğer üç katılımcı, Hakkı Devrim, Prof. Dr. Tarık Minkari ve Aydın Boysan bizi geçmişe taşıdılar. `Yeme-İçme Kuralları` bir yana, şarap kültürü kapsama alanımız dışında. Ayrıca konuşmacıların da bu konuda fazla bilgili olmadığı ortaya çıktı. Yoksa, kristal bardak ya da Paşabahçe’nin ucuz imalatından içmişsin neye yarar? Okan Bayülgen, şarap konusuna başlı başına bir program ayırmalı. Ertuğrul Özkök dahil, malum grubun şarapçılarını test imkanı doğar. İşte o zaman gerçek Petrus’çular mı, yoksa `Öküz öldüren` mi içiyorlar anlarız.

Tarihin tozlu raflarına yolladığımız `İçkili dönemlerimiz`in tamamına yakını rakıyla geçti. Mide kanamasına kadar brandiyi de severdik. Özellikle Yunanlıların Metaxa’sını. Hele mantar kapaklı, beş yıldızlıysa. Daha sonra onu da unuttuk. Her şeyden önce `Ana yakıtımız` olan rakıya ve onun yardımcı elemanlarına değinmek istiyoruz. Madde bir; `Rakı, Ritz Carlton`un servisiyle içilmez. Orada `Ezine Peyniri, bol sarımsaklı cacık, haydari ve illa da kavun bulunduğunu sanmıyoruz. Arada kalamardan, midye tava ve dolmaya uzanan mönü ne gezer? Hele hele Arnavut ciğeri ayrıcalıktır.

Siz illa da rakı içecekseniz, Todori’ye, Zeki Çetin’in Pınar’ına, Kör Agop’a ve baştacımız Fener-Balat hattına takılacaksınız. Cacığa ayrı, haydariye ayrı kaşık kullanırsanız işin neşesini kaçırırsınız. Her şeyde ayrı çatal ve kaşıkla lezzeti yakalamak mümkün değildir. Öncelikli taraf, rakı Tekirdağ imalatı olsun. Hele hele keman, ut, klarnet, kanun ve darbukalı ekip varsa, bu iş tamamdır. Arada bu ekibi de görmeyi unutmayacaksınız. O zaman dört kez Kalamış’ın gazelli bölümü `Emret güzelim istediğin şarkıyı emret`i dinlersiniz.

Dönelim yine `Muhteşem Üçlü`nün ağır topu Aydın Boysan ağabeyimize. Öyle bir `Rakı nasıl içilir` dersi verdi ki, bu defteri yıllar önce kapatmış bizler bile Pavlov’un şartlı refleks deneyi yaptığı ünlü köpeğine döndük. Soğuk rakı, soğuk su. Dengeleri bozmamak için -Homojen yapı- buz kullanmak yok. İlk fırsatta, nefes alıp, akciğere de bayram ettirme... Öf ki öf. Hani ayyaş çingenenin dediği gibi `Öl ki, ölem`. Ağızla boyun arasında geçen sürenin iyi değerlendirilmesinin önemi. Ardından fıkrayla tanımlama; `Zürafadaki boyna bak. Çok iyi rakı içer`!

Espriler, göndermeler birbirlerini taşlamalar, gırla. Telefonla bağlanan Saadet Gonca adlı bayanın dediği gibi `Böyle üç erkekten birini bulamadığım için evlenemiyorum`. Demek ki, işin sırrı bu teşhiste. Aydın Boysan, Hakkı Devrim ve Tarık Minkari’ye uzun ve sağlıklı ömür diliyoruz. Son sözümüz ise Okan Bayülgen’e. Muhteşem bir programdı. Hatta açık renk kravat takarak, herkesi şaşırtmıştı. Ancak, telefondaki bu bayanı gönderiş şekli hiç şık değildi...

Burhan Ayeri

Akşam Gazetesi 26-02-2005

 

 


 
  Bugün 1 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=